otag's profileAYRIM YAPAN KİŞİLER BU S...PhotosBlogListsMore Tools Help

AYRIM YAPAN KİŞİLER BU SİTEYE GİRMESİN BU SİTENİN AMACI SADECE ÜLKÜCÜLÜK DEĞİL EN ÖNEMLİSİ İSLAM SEVGİ VE ŞUURUNU YANSITMAKTIR

otag

Occupation
Interests

SeRKaN

Loading...
Photo 1 of 33
bölümleri
SELAMUNALEYKÜM SEVGİLİ ÜLKÜDAŞLARIM SPACES'İMİ ZİYARET ETTİĞİNİZ VE YORUMLARINIZ İÇİN  HEPİNİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM.ALLAH'A EMANET OLUN...
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
 
picture
 
ÜLKÜCÜLERİ TANIMAYANLARA AÇIK MEKTUP!
Dağların başında erenler yaşar
Hay sorup haykırar sel olup daşar
Kelpleri bu yurda sevgiden coşar
Bu şevkle dolarlar yaşar yiğitler
Dövüşe gidende güler yiğitler
Odlardan sıyrılıp gelir yiğitler
Vatanın kadrini biler yiğitler
Kartal tek zirvede ölür yiğitler



Bizler tarihte sancağı, simgesi, damgası, izi, intizamı, nizamı esaret kabul etmeyen Bozkurt Olan Ulu Türk Hanlarının, Hakanlarının, Katunlarının, Beğlerinin, Başbuğlarının gösterdiği kutlu Turan ülküsünü yüreklerinin her atışında yaşayacak, yaşatacak, her an bir asker gibi nöbette, her daim bir komutan gibi cephede olan Allah’ın Türk Milletine lütfu Müslüman Türk Milliyetçileriyiz…


Bizler yalnızca nasırlı ellerden icazet alan, kurt duruşlu dede-baba dualarıyla ayakta duran. Vatan sevgisi İmandandır hadisinden feyiz alan ve imanını vatan sevgisi ile doruk noktalara taşıyan adsız kahramanlar, isimsiz savaşçılar, bir milletin kurtuluş ve kuruluş ordularıyız.

Bizler Yüce Yaradan’ın buyurduğu “Yaratıp; ruhumdan üfledim” ayetini bildiğimiz için (*)
El Âlim(**) sıfatından, El Darr(***) ve El Hakk(****) sıfatlarından şaşırmadan payını alan, yaşayan ve yaşatmaya çalışan Türk-İslam neferleriyiz.

Bizler bilcümle kutsal değerleri kravatlı koltuk efendilerinin “Atalardan miras” varsağılarına inat bu Vatan, bu Bayrak, Bu Dil ve saymakla bitiremeyeceğimiz tüm kutsal değerleri miras olarak değil doğacak çocuklarımızın emaneti kabul edip, ruhumuzun en derin yerinde muhafaza ettiğimiz emanet anlayışı ile canlı kaleler örmeye hazır sıradan Vatan-daşlarız.

Bizler birbirleri omzuna önce yer hazırlayan basamak dostluğu anlayışının kavrayamadığı, saygıda mecburiyet, sevgide serbestlik düsturunda hoşgörü, diyalog! ve gerçek büyük birliğin yolundan döndürülemeyen, omuz omuza yürüyen kutlu yol yoldaşlarıyız.

Bizler yetmiş milyon insanın ve bir devletin içerisindeki amca dayı torpillerini elinin tersi ile iten gün doğusunda azatlık savaşçısı, gün ortasında toprak savunucusu gün batımında kültür emperyalizminin karşısındaki erkek sesin, yani ikiyüzelli milyonluk büyük Türk Dünyasının duasına talip sıra ile doğmaya hazırlanan “mavi” güneşleriyiz.

Bizler Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Kıbrıs’ta, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da ve Türkiye’de etnik haritalar çizmeye çalışan ve Demokrasi projeleri ihraç etmeye çaba gösterenlerin hesaba katmadığı fakat gerekirse Allah’ın izni ile DÜNYA HARİTASINI YENİDEN ÇİZMEYE MUKTEDİR! Bir ölüp bin dirilen, her damla akan kanla bir intikam tugayı emziren bir yüce davanın Alpleriyiz.

Yani bizler rahmetli ağabeylerimizin vaktinde günlük, şimdilerde daha da bozularak dakikalık menfaat planları yapan soysuzların. Gazetede kalemini, partide kimliğini, vakıf ve dernek çatılarında namus ve şerefini, Musul’da, Kerkük’te hatta Karabağ’da ve hatta Doğu Türkistan’da insanlığını satan aydınlık papağanlarını gerekirse bir gece içerisinde hayvanat bahçesinde toparlayacak, vakti ile İstiklal Mahkemeleri kuran bir milletin torunlarıyız.

Bizler Ülkücüler
Bizler Hareketçiler
Bizler Ülkücü Hareketçileriz!

*Hicr Suresi: 29.Ayet

** Alim : Her şeyi çok iyi bilen,hakkıyla bilen

*** Hakk : Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği
**** Darr : Dilediğine bela verici, zarar verici, O'nun takdiri olmadan kimseye zarar verilemeyen.

Kendinin kim olduğu hakkında bazı yanılgılara düşenlere tarihimizden -ki bizim tarihimiz bitmez tükenmez- bilgiler
Jan. 10

Ben TÜRK'üm, Taa İliklerime Kadar... 
 

Sen bendini yıkan asi su,
Sen engel tanımayan rüzgar,
Sen Ergenekon dağından doğan güneş,
Sen ALLAH’ ın iman ve bilek gücü ile donattığı şanslı kul…
Senin adın TÜRK!..
Yüksel Türk!
Senin için yükselmenin hududu yoktur…


Ben;
Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !

Ben;
Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !

Ben;
Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !

Ben;
Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !

Ben;
Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !

Ben;
Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK'üm !

Ben;
Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !

Ben;
Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm,

Ben TÜRK'üm, Taa İliklerime Kadar...

Jan. 10

x1piYkpqHC_35mlZhzTvI-4UOR5e0OIQN4L    x1piYkpqHC_35mlZhzTvI-4UOR5e0OIQN4L   

 

x1piYkpqHC_35mlZhzTvI-4UOR5e0OIQN4L    x1piYkpqHC_35mlZhzTvI-4UOR5e0OIQN4L 

BOZKURTLARIN GEZDİĞİ DAĞLARA

ÇAKALLAR GELEMEZ

YA TAM SUSUTURURUZ

YA KANKUSTURURUZ

Jan. 10
 
TÜRK OLMAK DÜNYADAKİ BÜTÜN KİTAPLARI TOPLAYIP TÜRKLÜĞÜ YAZSAM SIĞMAZ


Sen bendini yıkan asi su,
Sen engel tanımayan rüzgar,
Sen Ergenekon dağından doğan güneş,
Sen ALLAH’ ın iman ve bilek gücü ile donattığı şanslı kul...
Senin adın TÜRK!..
 

 

BİZ KİMİZ?
Biz, 40 çerisi ile birlikte Çin sarayını basıp Türk Milleti'ni "asimile olmaktan" kurtaran şadlar şadı "Kürşad"'ız! ..
Biz, bu günlerde birilerinin "onurlu üyelik" için can attığı Avrupa'yı ayakları altında çiğneyen, papa'yı önünde diz çöktüren hanlar hanı "Atilla"'yız! ...
Biz, ok yağmuru, "kılıç darbeleri" altında, "üç hilalli bayrağı" İstanbul'un surlarına dikmeye çalışan "Ulubatlı Hasan"'ız! ..
Biz, "ihanete uğrayıp", Viyana' da yenilince "sorumluluk benimdir" diyerek "kellesini kestirip" Dersaadet' e gönderen "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'''yız! ...
Biz, "Allah Allah" nidaları eşliğinde "kelle koltuğunda" üç gün savaşıp, Bağdat'ın
kapısını açan "Genç Osman"'ız!..
Biz, Katerina'yı çıldırtan, Petro'yu deli eden "Şeyh Şamil"'izL ..
Biz, bir avuç askeri ile Kanije'yi müdafaa eden "Tiryaki Hasan Paşa"'yız! ...
Biz, top lastiği almak için "çizdiği" kağıt paranın üzerine kanıyla "Bedeli Çanakkale'de" diye yazan "Mehmet Tevfik"'iz! ....
Biz, "her şeyin bitiği" zannedilen, mütakere döneminde "Sevr paçavrasını" yırtarak, Anadolu'ya çıkıp "Milli Mücadele'yi ateşleyen" "GAZİ MUSTAFA KEMAL"iz! ...
Biz, beşparmak dağları'na, kanlarıyla "Kıbns Türk'tür Türk Kalacak" diye yazan "Cengiz Topel"izl ..
Biz, Sovyet emperyalizmine karşı "sivil direnişi" örgütleyen "BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ"'iz! ..
Biz, "komünizme", "faşizme", "siyonizme", "kapitalizme" ve her türlü emperyalizme karşı mücadele için yemin edip hayat1arımn baharında "bir gül bahçesine girercesine" kara toprağa giren "Yusuf İmamoğlu"'yuz, "Dursun Önkuzu"'yuz, "Süleyman Özmen"'iz, "Ruhi Kılıçkıran"'ız!. ...
Biz, ülküleri uğruna "güle oynaya" dar ağcına giden "Mustafa Pelivanoğlu"'yuz!.. Biz, "Hüseyin Nihai Atsız"'ız!. ..
Biz,"Necip Fazıl Kısakürek"'iz!. ..
Biz, "Osman Yüksel Serdengeçti"'yiz!. .. •·
Biz, Türklük'ün Batı'daki "son kalesi" olan Türkiye Cumhuriyeti'ni de "Ne Mutlu Türk Olana" diyenlerin idaresine sokmaya and içmiş "Yeniden Kuva-yi Milliye" direnişçileriyiz! ...
Biz, Türk'üz!. .. "soyunda", "sopunda", "kanında" bozukluk olmayan "TÜRKOGLU TÜRK"'üz! ...
Jan. 10



click to comment 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE


?????? Bey, sabah saat 7.00'de


Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.


Puffy yorganını kaldırdı.


Hugo Boss pijamalarını çıkarıp


Adidas terliklerini giydi.


WC 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.


Clear şampuan ve


Protex sabunuyla duşunu aldı.


Colgate ile dişlerini fırçaladı.


Rowenta ile saçlarını kuruttu.


Bill's gömleğini ve


Pierre Cardin takımını giydi.


Lipton çayını içti.


Sony televizyonda medya özetlerini ve


flash haberleri izledi.


Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine


'çav' deyip


Hyundai otomobiline bindi.


Blaupunkt radyosunu açarak,


rock müziği buldu. Ağzına bir


Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki


Mega Center 'daki ofisine varınca,


Fujitsu-Siemens bilgisayarını çalıştırdı.


Microsoft Excel'e girdi.


Ofisboy 'dan


Nescafe 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için


Grissini yedi. Öglen




Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü,


Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi.


Camel sigarasını yakıp


Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı


Image Bar' a uğrayıp


JB' sini yudumladı, sonra köşedeki


Shopping Center 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği


Persil Supra deterjan,


Ace çamaşır suyu,


Palmolive şampuan,


Gala tuvalet kağıdı,


Sprite gazoz ve


Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.


Bonus kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver'le


Galleria 'ya giden Osman Bey,


Showroom 'ları dolaşıp


Kinetix ayakkabı,


Lee Cooper blue jean satın aldı.




Akşam evde bir gazetenin verdiği


TV Guide 'a göz atan Osman Bey, kanallar arasında


zapping yaparak,


First Class ,


Top Secret ,


Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda


Outdoor dergisini karıştırdı.


Saat 22.00'ye doğru TRT'de Türk dili üzerine bir panel başladı.


Uykusu gelen ????? Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken,


kendini mutlu hissetti. 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.




Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.

UYANINNNNNNN...

Jan. 10

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

 

Windows Media Player

September 05

'Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…'

'Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…'
 

Vietnam savasin en yogun oldugu gunlerde genc asker ailesini arar. Telefonda oglunun sesini duyan anne cok sevinir. Genc delikanli annesine, artik savasta ki gorevini tamamladigini ve en kisa surede eve donecegini soyleyince anne ve babasi cok sevinir.

Telefonu kapatmadan once genc, annesine 'Ama anne benim bir arkadasim var. O'da benimle gelecek' deyince annesi, 'Tabi ki gelsin oglum! Senin arkadaslarinda benim evladim sayilir' der.

Cocuk tekrar, 'Ama anne o arkadasim bundan sonra hep bizimle kalacak' deyince annesi bir an duraklar ve, 'Canim oglum, biz seni cok ozledik. Hele bir gelin buraya. Arkadasinda gelsin. Her seyi konusuruz ve hallederiz' der.

         Cocuk bu sefer 'Ama anne o arkadasim savasta iki kolunu ve iki bacagini kaybet. Ben arkadasima soz verdim. Bundan sonra hep bizde kalacak ve omur boyu O'na bize bakacagiz' deyince annesi, 'Olmaz oglum! Sen hic iki kolu ve iki bacagi olmayan bir insana omur boyu bakmanin ne demek oldugunu dusundun mu?' diye sorar ve devam eder.

'Dusunsene oglum! iki kolu ve iki bacagi olmayan birine bakmak zorunda kaldigimiz zaman tum hayatimiz mahvolacak. Hicbir yere ve hic kimseye gidemeyecegiz. Arkadasina yemeklerini bile biz yedirmek zorunda kalacagiz. Altina pisleyecek biz temizlemek zorunda kalacagiz. Hastalik masraflarini da biz karsilamak zorunda kaliriz. Boyle bir yukun altina ne ben girebilirim ne de baban bunu kabul eder. Arkadasina cok deger vermeni anliyorum. Ancak iki kolu ve iki bacagi olmayan bir insanin bakimini ustlenmemizi bekleme bizden.'  

         Annesinin verdigi cevabi sessizce dinleyen genc asker 'Ama anne! O'nun sizden baska hic kimsesi yoktu!' diyerek telefonu kapatir.

Oglunun nicin bu kadar israr ettigini ve telefonu neden kapattigini anlamayan anne evladinin eve gelmesini bekler.

iki gun sonra bolge hastanesinden eve telefon gelir. 'Basiniz sagolsun! Oglunuz intihar etmis. Hastaneye gelip cenazenizi alin' denir aileye. Anne buyuk bir uzuntuyle hastaneye gider. Oglunu son kez gormek istedigini soyler. Hastanedeki askeri yetkili kadini morga goturur. Anne tabutta yatan ogluna bakinca gozlerine inanamaz. Oglunun sadece bedeni vardir. iki kolu ve iki bacagini savasta kaybettigini orada bulunan komutan soyleyince, annenin kulaklarinda oglundan duydugu son sozler cinlamaya baslar;

'Ama anne! O'nun sizden baska hic kimsesi yoktu!'
Anne oglunun tabutunun ustune bayilir….

August 26

AYRILIK

 

AYRILIK
 
sinsice gelir ayrılık..
apansız vurur hiç beklemedeğin anda..
gardını almanı beklemez..
en çok sevdiğin anda gelir birden bire..
en çaresiz olduğun anda gider ardına bile bakmadan..
umutların katili olur, faili belli..
ama kanıt yoktur ortada delil olarak sunulacak..
bir başına bırakır..
koca dünyada bir ben varım sanır insan..
derin bir sessizliğe gömülür..
kendi sessizliğinden yorulur kulakları..
beyin idrak yeteniğini kaybeder..
donakalır gözler..
eller soğur..
ayaklar çözülür..
ağız konuşmaz olur..
sadece bir organa iş düşer..
kalp..
o da kendi içinde kırılır durur..
August 21

BÖYLE SEVEBİLİRMİSİN :'(

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta.
O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep
aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirleriyle
konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah
otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o
duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her
sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hamda çok mutlu... Bazen işsiz,
bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir
şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü
bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik
düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık
hale getirmek uğruna bitip tükenmeyen sevgilerinden değildi onlarınki...
Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri
çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,
bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın,
sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem,
kütüphanenin ikinci rafına bak... Kütüphanenin ikinci rafında başka not olurdu,
Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma. Mutfaktaki
masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya koşturan kadın, sonunda
kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı
armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten...
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine
ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde,
daha az çalışmaya kara verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projeler görev aldı. Artık
daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü
kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan.Nem dersin, bu evi alalım mı? Dedi adama.Bu
viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.Projeyi kafamda çizdim bile.Kocaman terası olan,
martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım buraya.Sen istersin de ben
hiç hayır diyebilir miyim? Diye yanıt verdi adam.Amerika’daki tıp kongresinden döner
dönmez ararım emlakçiyi...Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika\'ya giderken.Her gün, her saat konuştular telefonla.Gözyaşları içinde
kucaklaştılar hava alanında.Fakat birkaç gün sonra, konuşmaktan kaçınıyordu.Onu
neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor.Sen en iyisi o evi
unut...
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir.
Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.Derdini söylemesi için yalvardı adama,
Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere...Yıllardır sevdiği
adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değişmişti sanki.Ona ulaşmaya çalıştıkça,
beton duvara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert
yanarken, artık dayanmıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı.O, seni
aldatıyor.İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...Sus,sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları
diye bağırdı kadın.Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı...Ertesi gün,
öğle vakti o restorantın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının
sadece masal olduğunu anladı...Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk
doktorunu tanıdı hemen.Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın.
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp
bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi,İnkâr etmedi adam.Zamanla duyguların
değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi şeyler geveledi
ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni
diyecek oldu ama kadın, \"defol\" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar...Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanmadı.
Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.Adamın, sevgisiyle birlikte
Amerika\'ya yerleştiğini öğrendi.Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince,
ağlıyordu, aşkın yerini,en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için
dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti...Her şeyin ilacı olduğunu söylenen zaman bile, kadının derdine
çare olamamıştı.Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.Kapıyı açtığında, karşısında
o kadını gördü.Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor dedi genç kadın.Kanepeye
ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında.
Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.Geçen yıl Amerika\'daki kongre sırasında öğrendi
hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.Buna dayanamayacağını, hep söylediğin
gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden
sevgilisi rolü oynamamı istedi.Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
tutmuştu.Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.Gece fenalaşmış, bakıcısı
beni aradı, son anda yetiştim.Sana bu kutuyu vermemi istedi...Gözlerinden akan yaşları
durduramayacağını biliyordu kadın.Hemen oracıkta ölmek istiyordu.Eline tutuşturulan kutuyu
açmayı neden sonra akıl edebildi.İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.İlk
kâğıtta, Lütfen bütün notları sırasıyla oku Bir tanem diyordu...Sırasıyla okudu; Seni çok
sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini
bilirdim.Fakat benim için ölmeni istemedim.Şimdi bana söz vermeni istiyorum.Benim için
yaşayacaksın, anlaştık mı ?
Son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar
yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...

KarTanesi Çoçuktan,GüNeşine son Mektubu !!!

Keşke kendimi, içinde bulunduğum durumu anlatabilseydim sana;
korkularımı, umutlarımı, bazı geceler nasıl çaresizliğime sarıldığımı...Sana göre ben hep çok güçlüydüm. Ben hayata devam ediyor, üzülmüyor, acı çekmiyorum sence. Çünkü ben her şeye rağmen gülümsüyorum hayata inadına.Ama unuttuğun ne biliyor musun? Ben ağlayamam ki... Benim göz yaşlarım gülüşlerimdir. Kendi mutsuzluğuma, kendi karanlığıma kimse ortak olmasın insanlar, mutlu olsun isterim. insanlar gülsün... insanlar sevsin, sevilsin; gözlerinden hırs, yüreklerinden nefret silinsin!Bilmen lazımdı sana bir şey olursa yanında olacağımı; elini tutup, gözlerinin içine bakarak "geçti!"diyeceğimi... Bir anlık sevmediğimi, sevdiğime yalan söylediğimi , ayrılmak zorunda olduğumuzu...
Umutsuzluk bir hastalıktır bilirim, gün gelir mutsuzluğa alışır insan, kılını kıpırdatmaz kurtulmak için! Cevabı verilecek sorular artık yoktur..Ama Vazgeçmelisin Artık... Yürekler daha fazla yanmadan, kırmadan, ncitip incinmeden ve hala seviyorken, vazgeçmen gerekir.
Biliyorum kolay değil istediğim.. Sen beni, ben seni bu kadar severken kolay değil bu istediğim.. Birbirimiz için kendimizi yıprattık hep..Hep diğerimiz için di düşündüklerimiz. Mutlu olmalı, onun istedikleri olmalı.. Sanırım bu yüzden, "biz" olmayı beceremedik bir aradayken...

Ve biliyorum ki artık "biz" hiç var olmayacak...
Birbirimizi severken ayrıldık biliyorum bu mesajı daha erken atmalıydım.
Senin bilmediğin bilmeni istemediğim bir şey oldu yalan söyledim sana.
Geçti gitti artık... Ama benim için değişmeyen ve asla değişmeyecek bir "Sen" var
bir de ölümüne istediğim senin mutluluğun...
..

ÖZLEMİN BÜYÜYOR İÇİMDE

Yağmur yağıyor birtanem gönlümün iklimine döndü mevsim. Dört yanımda sessizlik,sensizliğin ıssızlığımı daha çok hissettiriyor bugün.Dudaklarım sımsıkı kapalı sadece düşüncelerime odaklanmışım her zaman ki gibi sorular soruyorum kendime sonrada cevaplar veriyorum bazen kendi adıma bazen senin adına.Deliliğin sınırlarında geziniyor ruhum farkındayım. Umrumda değilmiş gibi davranmaya çalışıyorum başaramıyorum. Sol yanımdaki sancı her zamankinden daha ağır sanki yada benim dayanma eşiğim azaldı bilmiyorum. İçimdeki korku ve endişeyi yok saymaya çalışıyorum gözüm telefonda sanki çalacakmış gibi olmayacağını bile bile.Aklıma güzel şeyler getirmeye çalışıyorum başaramıyorum bir türlü bastıramıyorum içimdeki ağlama isteğini. Küçük bir çocuk gibi avutulmaya ihtiyacım var sana sımsıkı sarılmaya ihtiyacım var bugün her zamankinden daha çok ihtiyacım var.Tüm bu endişelerden korkulardan kurtulmak için yaptığım onca delilikten sonra nasıl olupta attım kendimi yeniden ateşlerin içine bilmiyorum.Bile bile niye acıtır insan canını bu kadar hiç uyanamayacağı bir düşe.Gönlümün renkleri soluk birtanem, ezgileri hep özlem kokuyor. Takılıp kaldı gözlerim bir bardak çayın buğusunda, hayallerimin kahvesinde.Üşüyorum birtanem ellerimi ellerinin özleminde kaybettim. Öylesine geçiriyorum saatleri,günleri.Teslim oldum bekleyişlere kavuşmadan yana dönmüyor, dönemiyor takvimler. Yorgunum birtanem ve üzgün.Midas'ın kuyusuna atacağım biriktirdiğim cümleleri taşıyamaz oldum sessizliğin yükünü, taşıyamaz oldum sensizliğin yükünü. Kaçıverip gidesim var kendimden bilsem ki özlemin gelmeyecek peşimden.