otag's profileAYRIM YAPAN KİŞİLER BU S...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
AYRIM YAPAN KİŞİLER BU SİTEYE GİRMESİN BU SİTENİN AMACI SADECE ÜLKÜCÜLÜK DEĞİL EN ÖNEMLİSİ İSLAM SEVGİ VE ŞUURUNU YANSITMAKTIR |
|||||||||||
|
bölümleri
SELAMUNALEYKÜM SEVGİLİ ÜLKÜDAŞLARIM SPACES'İMİ ZİYARET ETTİĞİNİZ VE YORUMLARINIZ İÇİN HEPİNİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM.ALLAH'A EMANET OLUN... ![]() ÜLKÜCÜLERİ TANIMAYANLARA AÇIK MEKTUP! Dağların başında erenler yaşar Hay sorup haykırar sel olup daşar Kelpleri bu yurda sevgiden coşar Bu şevkle dolarlar yaşar yiğitler Dövüşe gidende güler yiğitler Odlardan sıyrılıp gelir yiğitler Vatanın kadrini biler yiğitler Kartal tek zirvede ölür yiğitler … Bizler tarihte sancağı, simgesi, damgası, izi, intizamı, nizamı esaret kabul etmeyen Bozkurt Olan Ulu Türk Hanlarının, Hakanlarının, Katunlarının, Beğlerinin, Başbuğlarının gösterdiği kutlu Turan ülküsünü yüreklerinin her atışında yaşayacak, yaşatacak, her an bir asker gibi nöbette, her daim bir komutan gibi cephede olan Allah’ın Türk Milletine lütfu Müslüman Türk Milliyetçileriyiz… Bizler yalnızca nasırlı ellerden icazet alan, kurt duruşlu dede-baba dualarıyla ayakta duran. Vatan sevgisi İmandandır hadisinden feyiz alan ve imanını vatan sevgisi ile doruk noktalara taşıyan adsız kahramanlar, isimsiz savaşçılar, bir milletin kurtuluş ve kuruluş ordularıyız. Bizler Yüce Yaradan’ın buyurduğu “Yaratıp; ruhumdan üfledim” ayetini bildiğimiz için (*) El Âlim(**) sıfatından, El Darr(***) ve El Hakk(****) sıfatlarından şaşırmadan payını alan, yaşayan ve yaşatmaya çalışan Türk-İslam neferleriyiz. Bizler bilcümle kutsal değerleri kravatlı koltuk efendilerinin “Atalardan miras” varsağılarına inat bu Vatan, bu Bayrak, Bu Dil ve saymakla bitiremeyeceğimiz tüm kutsal değerleri miras olarak değil doğacak çocuklarımızın emaneti kabul edip, ruhumuzun en derin yerinde muhafaza ettiğimiz emanet anlayışı ile canlı kaleler örmeye hazır sıradan Vatan-daşlarız. Bizler birbirleri omzuna önce yer hazırlayan basamak dostluğu anlayışının kavrayamadığı, saygıda mecburiyet, sevgide serbestlik düsturunda hoşgörü, diyalog! ve gerçek büyük birliğin yolundan döndürülemeyen, omuz omuza yürüyen kutlu yol yoldaşlarıyız. Bizler yetmiş milyon insanın ve bir devletin içerisindeki amca dayı torpillerini elinin tersi ile iten gün doğusunda azatlık savaşçısı, gün ortasında toprak savunucusu gün batımında kültür emperyalizminin karşısındaki erkek sesin, yani ikiyüzelli milyonluk büyük Türk Dünyasının duasına talip sıra ile doğmaya hazırlanan “mavi” güneşleriyiz. Bizler Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Kıbrıs’ta, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da ve Türkiye’de etnik haritalar çizmeye çalışan ve Demokrasi projeleri ihraç etmeye çaba gösterenlerin hesaba katmadığı fakat gerekirse Allah’ın izni ile DÜNYA HARİTASINI YENİDEN ÇİZMEYE MUKTEDİR! Bir ölüp bin dirilen, her damla akan kanla bir intikam tugayı emziren bir yüce davanın Alpleriyiz. Yani bizler rahmetli ağabeylerimizin vaktinde günlük, şimdilerde daha da bozularak dakikalık menfaat planları yapan soysuzların. Gazetede kalemini, partide kimliğini, vakıf ve dernek çatılarında namus ve şerefini, Musul’da, Kerkük’te hatta Karabağ’da ve hatta Doğu Türkistan’da insanlığını satan aydınlık papağanlarını gerekirse bir gece içerisinde hayvanat bahçesinde toparlayacak, vakti ile İstiklal Mahkemeleri kuran bir milletin torunlarıyız. Bizler Ülkücüler Bizler Hareketçiler Bizler Ülkücü Hareketçileriz! *Hicr Suresi: 29.Ayet ** Alim : Her şeyi çok iyi bilen,hakkıyla bilen *** Hakk : Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği **** Darr : Dilediğine bela verici, zarar verici, O'nun takdiri olmadan kimseye zarar verilemeyen. Kendinin kim olduğu hakkında bazı yanılgılara düşenlere tarihimizden -ki bizim tarihimiz bitmez tükenmez- bilgiler ![]()
Jan. 10
Ben TÜRK'üm, Taa İliklerime Kadar... Sen bendini yıkan asi su, |
September 05 'Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…''Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…' Cocuk tekrar, 'Ama anne o arkadasim bundan sonra hep bizimle kalacak' deyince annesi bir an duraklar ve, 'Canim oglum, biz seni cok ozledik. Hele bir gelin buraya. Arkadasinda gelsin. Her seyi konusuruz ve hallederiz' der. 'Dusunsene oglum! iki kolu ve iki bacagi olmayan birine bakmak zorunda kaldigimiz zaman tum hayatimiz mahvolacak. Hicbir yere ve hic kimseye gidemeyecegiz. Arkadasina yemeklerini bile biz yedirmek zorunda kalacagiz. Altina pisleyecek biz temizlemek zorunda kalacagiz. Hastalik masraflarini da biz karsilamak zorunda kaliriz. Boyle bir yukun altina ne ben girebilirim ne de baban bunu kabul eder. Arkadasina cok deger vermeni anliyorum. Ancak iki kolu ve iki bacagi olmayan bir insanin bakimini ustlenmemizi bekleme bizden.' iki gun sonra bolge hastanesinden eve telefon gelir. 'Basiniz sagolsun! Oglunuz intihar etmis. Hastaneye gelip cenazenizi alin' denir aileye. Anne buyuk bir uzuntuyle hastaneye gider. Oglunu son kez gormek istedigini soyler. Hastanedeki askeri yetkili kadini morga goturur. Anne tabutta yatan ogluna bakinca gozlerine inanamaz. Oglunun sadece bedeni vardir. iki kolu ve iki bacagini savasta kaybettigini orada bulunan komutan soyleyince, annenin kulaklarinda oglundan duydugu son sozler cinlamaya baslar; August 26 AYRILIK
August 21 BÖYLE SEVEBİLİRMİSİN :'(Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirleriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hamda çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğruna bitip tükenmeyen sevgilerinden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak... Kütüphanenin ikinci rafında başka not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma. Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya kara verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projeler görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan.Nem dersin, bu evi alalım mı? Dedi adama.Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.Projeyi kafamda çizdim bile.Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım buraya.Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim? Diye yanıt verdi adam.Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi...Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık... Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika\'ya giderken.Her gün, her saat konuştular telefonla.Gözyaşları içinde kucaklaştılar hava alanında.Fakat birkaç gün sonra, konuşmaktan kaçınıyordu.Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor.Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere...Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değişmişti sanki.Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, artık dayanmıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı.O, seni aldatıyor.İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...Sus,sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın.Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı...Ertesi gün, öğle vakti o restorantın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı...Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen.Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın. Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi,İnkâr etmedi adam.Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, \"defol\" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar...Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanmadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.Adamın, sevgisiyle birlikte Amerika\'ya yerleştiğini öğrendi.Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlıyordu, aşkın yerini,en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti...Her şeyin ilacı olduğunu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor dedi genç kadın.Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.Geçen yıl Amerika\'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolü oynamamı istedi.Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu.Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim.Sana bu kutuyu vermemi istedi...Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın.Hemen oracıkta ölmek istiyordu.Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.İlk kâğıtta, Lütfen bütün notları sırasıyla oku Bir tanem diyordu...Sırasıyla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.Fakat benim için ölmeni istemedim.Şimdi bana söz vermeni istiyorum.Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı ? Son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım... KarTanesi Çoçuktan,GüNeşine son Mektubu !!!Keşke kendimi, içinde bulunduğum durumu anlatabilseydim sana; ÖZLEMİN BÜYÜYOR İÇİMDEYağmur yağıyor birtanem gönlümün iklimine döndü mevsim. Dört yanımda sessizlik,sensizliğin ıssızlığımı daha çok hissettiriyor bugün.Dudaklarım sımsıkı kapalı sadece düşüncelerime odaklanmışım her zaman ki gibi sorular soruyorum kendime sonrada cevaplar veriyorum bazen kendi adıma bazen senin adına.Deliliğin sınırlarında geziniyor ruhum farkındayım. Umrumda değilmiş gibi davranmaya çalışıyorum başaramıyorum. Sol yanımdaki sancı her zamankinden daha ağır sanki yada benim dayanma eşiğim azaldı bilmiyorum. İçimdeki korku ve endişeyi yok saymaya çalışıyorum gözüm telefonda sanki çalacakmış gibi olmayacağını bile bile.Aklıma güzel şeyler getirmeye çalışıyorum başaramıyorum bir türlü bastıramıyorum içimdeki ağlama isteğini. Küçük bir çocuk gibi avutulmaya ihtiyacım var sana sımsıkı sarılmaya ihtiyacım var bugün her zamankinden daha çok ihtiyacım var.Tüm bu endişelerden korkulardan kurtulmak için yaptığım onca delilikten sonra nasıl olupta attım kendimi yeniden ateşlerin içine bilmiyorum.Bile bile niye acıtır insan canını bu kadar hiç uyanamayacağı bir düşe.Gönlümün renkleri soluk birtanem, ezgileri hep özlem kokuyor. Takılıp kaldı gözlerim bir bardak çayın buğusunda, hayallerimin kahvesinde.Üşüyorum birtanem ellerimi ellerinin özleminde kaybettim. Öylesine geçiriyorum saatleri,günleri.Teslim oldum bekleyişlere kavuşmadan yana dönmüyor, dönemiyor takvimler. Yorgunum birtanem ve üzgün.Midas'ın kuyusuna atacağım biriktirdiğim cümleleri taşıyamaz oldum sessizliğin yükünü, taşıyamaz oldum sensizliğin yükünü. Kaçıverip gidesim var kendimden bilsem ki özlemin gelmeyecek peşimden. |
||||||||||
|
|