otag's profileAYRIM YAPAN KİŞİLER BU S...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 05

    'Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…'

    'Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu…'
     

    Vietnam savasin en yogun oldugu gunlerde genc asker ailesini arar. Telefonda oglunun sesini duyan anne cok sevinir. Genc delikanli annesine, artik savasta ki gorevini tamamladigini ve en kisa surede eve donecegini soyleyince anne ve babasi cok sevinir.

    Telefonu kapatmadan once genc, annesine 'Ama anne benim bir arkadasim var. O'da benimle gelecek' deyince annesi, 'Tabi ki gelsin oglum! Senin arkadaslarinda benim evladim sayilir' der.

    Cocuk tekrar, 'Ama anne o arkadasim bundan sonra hep bizimle kalacak' deyince annesi bir an duraklar ve, 'Canim oglum, biz seni cok ozledik. Hele bir gelin buraya. Arkadasinda gelsin. Her seyi konusuruz ve hallederiz' der.

             Cocuk bu sefer 'Ama anne o arkadasim savasta iki kolunu ve iki bacagini kaybet. Ben arkadasima soz verdim. Bundan sonra hep bizde kalacak ve omur boyu O'na bize bakacagiz' deyince annesi, 'Olmaz oglum! Sen hic iki kolu ve iki bacagi olmayan bir insana omur boyu bakmanin ne demek oldugunu dusundun mu?' diye sorar ve devam eder.

    'Dusunsene oglum! iki kolu ve iki bacagi olmayan birine bakmak zorunda kaldigimiz zaman tum hayatimiz mahvolacak. Hicbir yere ve hic kimseye gidemeyecegiz. Arkadasina yemeklerini bile biz yedirmek zorunda kalacagiz. Altina pisleyecek biz temizlemek zorunda kalacagiz. Hastalik masraflarini da biz karsilamak zorunda kaliriz. Boyle bir yukun altina ne ben girebilirim ne de baban bunu kabul eder. Arkadasina cok deger vermeni anliyorum. Ancak iki kolu ve iki bacagi olmayan bir insanin bakimini ustlenmemizi bekleme bizden.'  

             Annesinin verdigi cevabi sessizce dinleyen genc asker 'Ama anne! O'nun sizden baska hic kimsesi yoktu!' diyerek telefonu kapatir.

    Oglunun nicin bu kadar israr ettigini ve telefonu neden kapattigini anlamayan anne evladinin eve gelmesini bekler.

    iki gun sonra bolge hastanesinden eve telefon gelir. 'Basiniz sagolsun! Oglunuz intihar etmis. Hastaneye gelip cenazenizi alin' denir aileye. Anne buyuk bir uzuntuyle hastaneye gider. Oglunu son kez gormek istedigini soyler. Hastanedeki askeri yetkili kadini morga goturur. Anne tabutta yatan ogluna bakinca gozlerine inanamaz. Oglunun sadece bedeni vardir. iki kolu ve iki bacagini savasta kaybettigini orada bulunan komutan soyleyince, annenin kulaklarinda oglundan duydugu son sozler cinlamaya baslar;

    'Ama anne! O'nun sizden baska hic kimsesi yoktu!'
    Anne oglunun tabutunun ustune bayilir….

    August 26

    AYRILIK

     

    AYRILIK
     
    sinsice gelir ayrılık..
    apansız vurur hiç beklemedeğin anda..
    gardını almanı beklemez..
    en çok sevdiğin anda gelir birden bire..
    en çaresiz olduğun anda gider ardına bile bakmadan..
    umutların katili olur, faili belli..
    ama kanıt yoktur ortada delil olarak sunulacak..
    bir başına bırakır..
    koca dünyada bir ben varım sanır insan..
    derin bir sessizliğe gömülür..
    kendi sessizliğinden yorulur kulakları..
    beyin idrak yeteniğini kaybeder..
    donakalır gözler..
    eller soğur..
    ayaklar çözülür..
    ağız konuşmaz olur..
    sadece bir organa iş düşer..
    kalp..
    o da kendi içinde kırılır durur..
    August 21

    BÖYLE SEVEBİLİRMİSİN :'(

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta.
    O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep
    aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirleriyle
    konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah
    otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o
    duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her
    sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
    geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
    Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hamda çok mutlu... Bazen işsiz,
    bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir
    şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü
    bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik
    düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık
    hale getirmek uğruna bitip tükenmeyen sevgilerinden değildi onlarınki...
    Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri
    çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,
    bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler
    hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın,
    sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep...
    Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem,
    kütüphanenin ikinci rafına bak... Kütüphanenin ikinci rafında başka not olurdu,
    Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma. Mutfaktaki
    masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya koşturan kadın, sonunda
    kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı
    armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten...
    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine
    ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde,
    daha az çalışmaya kara verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
    etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projeler görev aldı. Artık
    daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü
    kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan.Nem dersin, bu evi alalım mı? Dedi adama.Bu
    viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.Projeyi kafamda çizdim bile.Kocaman terası olan,
    martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım buraya.Sen istersin de ben
    hiç hayır diyebilir miyim? Diye yanıt verdi adam.Amerika’daki tıp kongresinden döner
    dönmez ararım emlakçiyi...Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...
    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
    Amerika\'ya giderken.Her gün, her saat konuştular telefonla.Gözyaşları içinde
    kucaklaştılar hava alanında.Fakat birkaç gün sonra, konuşmaktan kaçınıyordu.Onu
    neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
    beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor.Sen en iyisi o evi
    unut...
    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir.
    Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.Derdini söylemesi için yalvardı adama,
    Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere...Yıllardır sevdiği
    adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değişmişti sanki.Ona ulaşmaya çalıştıkça,
    beton duvara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
    Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert
    yanarken, artık dayanmıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı.O, seni
    aldatıyor.İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.
    Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...Sus,sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları
    diye bağırdı kadın.Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı...Ertesi gün,
    öğle vakti o restorantın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının
    sadece masal olduğunu anladı...Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk
    doktorunu tanıdı hemen.Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın.
    Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp
    bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi,İnkâr etmedi adam.Zamanla duyguların
    değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi şeyler geveledi
    ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni
    diyecek oldu ama kadın, \"defol\" dedi nefretle...
    İlk celsede boşandılar...Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanmadı.
    Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.Adamın, sevgisiyle birlikte
    Amerika\'ya yerleştiğini öğrendi.Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince,
    ağlıyordu, aşkın yerini,en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için
    dua ediyordu.
    Aradan bir yıl geçti...Her şeyin ilacı olduğunu söylenen zaman bile, kadının derdine
    çare olamamıştı.Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.Kapıyı açtığında, karşısında
    o kadını gördü.Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
    Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor dedi genç kadın.Kanepeye
    ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında.
    Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.Geçen yıl Amerika\'daki kongre sırasında öğrendi
    hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.Buna dayanamayacağını, hep söylediğin
    gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden
    sevgilisi rolü oynamamı istedi.Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
    tutmuştu.Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.Gece fenalaşmış, bakıcısı
    beni aradı, son anda yetiştim.Sana bu kutuyu vermemi istedi...Gözlerinden akan yaşları
    durduramayacağını biliyordu kadın.Hemen oracıkta ölmek istiyordu.Eline tutuşturulan kutuyu
    açmayı neden sonra akıl edebildi.İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.İlk
    kâğıtta, Lütfen bütün notları sırasıyla oku Bir tanem diyordu...Sırasıyla okudu; Seni çok
    sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini
    bilirdim.Fakat benim için ölmeni istemedim.Şimdi bana söz vermeni istiyorum.Benim için
    yaşayacaksın, anlaştık mı ?
    Son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar
    yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
    martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...

    KarTanesi Çoçuktan,GüNeşine son Mektubu !!!

    Keşke kendimi, içinde bulunduğum durumu anlatabilseydim sana;
    korkularımı, umutlarımı, bazı geceler nasıl çaresizliğime sarıldığımı...Sana göre ben hep çok güçlüydüm. Ben hayata devam ediyor, üzülmüyor, acı çekmiyorum sence. Çünkü ben her şeye rağmen gülümsüyorum hayata inadına.Ama unuttuğun ne biliyor musun? Ben ağlayamam ki... Benim göz yaşlarım gülüşlerimdir. Kendi mutsuzluğuma, kendi karanlığıma kimse ortak olmasın insanlar, mutlu olsun isterim. insanlar gülsün... insanlar sevsin, sevilsin; gözlerinden hırs, yüreklerinden nefret silinsin!Bilmen lazımdı sana bir şey olursa yanında olacağımı; elini tutup, gözlerinin içine bakarak "geçti!"diyeceğimi... Bir anlık sevmediğimi, sevdiğime yalan söylediğimi , ayrılmak zorunda olduğumuzu...
    Umutsuzluk bir hastalıktır bilirim, gün gelir mutsuzluğa alışır insan, kılını kıpırdatmaz kurtulmak için! Cevabı verilecek sorular artık yoktur..Ama Vazgeçmelisin Artık... Yürekler daha fazla yanmadan, kırmadan, ncitip incinmeden ve hala seviyorken, vazgeçmen gerekir.
    Biliyorum kolay değil istediğim.. Sen beni, ben seni bu kadar severken kolay değil bu istediğim.. Birbirimiz için kendimizi yıprattık hep..Hep diğerimiz için di düşündüklerimiz. Mutlu olmalı, onun istedikleri olmalı.. Sanırım bu yüzden, "biz" olmayı beceremedik bir aradayken...

    Ve biliyorum ki artık "biz" hiç var olmayacak...
    Birbirimizi severken ayrıldık biliyorum bu mesajı daha erken atmalıydım.
    Senin bilmediğin bilmeni istemediğim bir şey oldu yalan söyledim sana.
    Geçti gitti artık... Ama benim için değişmeyen ve asla değişmeyecek bir "Sen" var
    bir de ölümüne istediğim senin mutluluğun...
    ..

    ÖZLEMİN BÜYÜYOR İÇİMDE

    Yağmur yağıyor birtanem gönlümün iklimine döndü mevsim. Dört yanımda sessizlik,sensizliğin ıssızlığımı daha çok hissettiriyor bugün.Dudaklarım sımsıkı kapalı sadece düşüncelerime odaklanmışım her zaman ki gibi sorular soruyorum kendime sonrada cevaplar veriyorum bazen kendi adıma bazen senin adına.Deliliğin sınırlarında geziniyor ruhum farkındayım. Umrumda değilmiş gibi davranmaya çalışıyorum başaramıyorum. Sol yanımdaki sancı her zamankinden daha ağır sanki yada benim dayanma eşiğim azaldı bilmiyorum. İçimdeki korku ve endişeyi yok saymaya çalışıyorum gözüm telefonda sanki çalacakmış gibi olmayacağını bile bile.Aklıma güzel şeyler getirmeye çalışıyorum başaramıyorum bir türlü bastıramıyorum içimdeki ağlama isteğini. Küçük bir çocuk gibi avutulmaya ihtiyacım var sana sımsıkı sarılmaya ihtiyacım var bugün her zamankinden daha çok ihtiyacım var.Tüm bu endişelerden korkulardan kurtulmak için yaptığım onca delilikten sonra nasıl olupta attım kendimi yeniden ateşlerin içine bilmiyorum.Bile bile niye acıtır insan canını bu kadar hiç uyanamayacağı bir düşe.Gönlümün renkleri soluk birtanem, ezgileri hep özlem kokuyor. Takılıp kaldı gözlerim bir bardak çayın buğusunda, hayallerimin kahvesinde.Üşüyorum birtanem ellerimi ellerinin özleminde kaybettim. Öylesine geçiriyorum saatleri,günleri.Teslim oldum bekleyişlere kavuşmadan yana dönmüyor, dönemiyor takvimler. Yorgunum birtanem ve üzgün.Midas'ın kuyusuna atacağım biriktirdiğim cümleleri taşıyamaz oldum sessizliğin yükünü, taşıyamaz oldum sensizliğin yükünü. Kaçıverip gidesim var kendimden bilsem ki özlemin gelmeyecek peşimden.

    CANIM SEVGİLİME MEKTUP

                                                                                     CANIM SEVGİLİME MEKTUP

    merhaba canım..
    mektubuma başlarken sana seni anlatan..
    birbirinden özel kelimeleri yazmak isterdim önce..
    tıpkı.. inci tanesi gözlerin gibi sıralamak isterdim ardarda..
    o sıcaklığını hissedemediğim güzel ellerine aldığında
    bu kağıt parçasını..
    seni anlatan kelimelerin ışıltısıyla..
    gözlerinin o eşsiz ışıltısının birleşmesi ..
    ne muhteşem olurdu kimbilir..

    ama gerçekten seni anlatabilecek kelime var mı bilemiyorum..
    ardından hasretlerimi yazmak isterdim tek.. tek..
    her bir parçanı.. her bir yanına duyduğum..
    en sıcak özlemelerini anlatmak isterdim..
    keşke becerebilseydim..
    bir yudum suyu içerken.. bir lokma ekmeği.. bir parça yemeği yerken..
    yarısını senin.. yarısını kendim için tattığımı..
    bir çiçeğin üstüne konan kelebeğin
    rengarenk kanatlarının ruhuma verdiği renkleri hatırlattı..
    soğuk birgünün ardından..
    tıpkı sesini duyduğumda yüreğime inen sıcak bir duygunun tadını hatırlatan..
    ocağı hiç sönmeyen yuvam gibi olduğunu
    yazmak isterdim sana..
    sana sevgimi anlatabilmek isterdim..
    isterdim ama yapamıyorum..
    yapabileceğim sana sevgimi anlatmak değil.. yaşatmak..
    ucundan tutunmaya çalıştığım mutluluksun bana..
    oysa o mutluluğun tek sahibi olmak..
    umutlarıma sımsıkı sarılmak isterdim..
    yarınlarımı mutluluğumla..
    yani seninle yaşamak isterdim..
    ne düne bağlı kalmak..
    ne bugünü senden uzak yaşamak..
    seni yarınım bilmek... hasretini çekmek..
    varlığına doyasıya kanmak isterdim..
    seni neden sevdiğimi bu kağıt parçasına.. bugüne.. bundan sonraki hergüne kazımak..
    seni kendi ellerimle alnıma yazmak isterdim..
    şimdi ara veriyorum mektubuma..
    sevgim aralıksız.. gitgide çoğalırken..
    hasretinin kollarına bırakıyorum..
    ve seni..
    HERŞEYDEN ÇOK SEVİYORUM.....!!!!!!!!

    Hiç beklentisiz sevdiniz mi?

    Hiç beklentisiz sevdiniz mi?

    Yani Bugün telefon etmedi demeden, Şu an nerede acaba? diye kendi kendinizi yemeden, Yaş günümü hatırlayacak mı acaba? diye bir beklenti içine girmeden... Sevdiniz mi hiç?

    Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, Bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?

    Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden...

    Ve beklemeden gelen bir seni seviyorum mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?

    Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?

    Bugün beni hatırlamadı yerine Hiç beklemiyordum, senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa... Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir...

    Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin...

    Ben, beklentisiz seviyorum...

    Niye aranmadım diye düşünüp kendi kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir “Seni özledim” mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin...

    Ben, beklentisiz seviyorum...

    O, sizin sevgiliniz olduğu için değil. Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin... Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından...

    Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel...

    Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik...

    Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını.. Ben, beklentisiz seviyorum... Onun nerede olduğunu merak etmiyorum...

    Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda...

    Geleceğe dair hayallerim de yok zaten...

    Ben, sevgiyi yaşıyorum...

    Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki... Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları... Beklentisiz seviyoruz...

    Sevdiğimiz için seviyoruz...

    Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz... Anlık seviyoruz...

    Deneyin... Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...

    Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız...

    August 19

    söyle yar tek sucum sevmek mi?

    SöYLe YaRR TeK SuCuM SaNa GöNüL VeRMeK Mi ??







    Seni Özlemek Canima Taketti Birtanem
    Özlemek, İzlemek, Yollarini Gözlemek

    Hep Sevecegim Seni
    Ömrümün Sonuna Dek







    Güzel Gözlerinde Bulmussam Günesi
    Yakami Birakmaz Artik O Gözlerinin Atesi

    Sen Olmadiginda Yanimd
    $arkilar Cok Bos Cok Anlamsiz
    Kararsiz Yapilan Tüm €ylemler
    Fikirler
    Ve Mantik Arka Planda
    BiRTaNeM

    Seninle Birlikteyken Askindir Beni Var €den
    Yoklugunsa Mahveden
    Bir Hüzündür İcime Ansizin Cöküveren







    [i]Seni Özlemek Canima Taketti Birtanem
    Özlemek, İzlemek, Yollarini Gözlemek
    Hep Sevecegim Seni
    Ömrümün Sonuna Dek







    Seneler Gecsin, Sen Beni Bil, Ben Seni Bileyim İstiyorum
    Birbirimizin Omuzlarinda Aglamaliyiz

    Paylasmali Ve Beraber Sıkılmaliyiz
    Öyle Ki, Yalnizca Sıkılmak Sıkmali Bizi

    Güzel Günlerimizi, €vimizde Birbirimize Sarilarak Kutlamaliyiz
    Hava Sogukken Birbirimize Sıkıca Sarilip Yatmaliyiz

    Zaman Su Gibi Akip Giderken, Hersey Yasanmis Bir Hayatimiz Olmali
    Herseye Ragmen Hic Bıkmamaliyiz Birbirimizden
    Mutluda Olsa, Kötüde Olsa, Yasadigimiz Günler Bizim Günlerimiz Olmali
    Öyle Sevmelisin Ki Beni, Bu Yazdiklarim Korkutmamali Seni
    Tebessümler Actirmali Yüzünde
    Bir Gün Bu Hayati Birakip Giderken
    Sadece Mutluluk Olmali Yüzümüzde







    Hani Zaman Gelir Ayrılık Başlarya
    Hani Ölüm Gibi Gelen O Veda Varya
    Hani Seni Seviyorum Deyip Bana Sarılman Varya
    [i]İşte O An €ngel Olamam İsyanıma
    Hasretin Yüreğimde Yanarken
    Sensizliğe Göz Yaşı Dökerken
    Hayalin Yağmur Gibi Üstüme Yağarken
    İşte O An €ngel Olamam İsyanıma Birtanem







    Yasamak İstiyorum Hep Seni Severek
    Düslerinle Yetinmek Bana Yetmiyor
    Gecmiyor Zaman O Zaman
    Kalbimizin Beraber Carpmasi Atmasi
    Senin İcin Yüregimin İcindeki €n Güzel Duygular
    Senindir Hep Birtanem
    AYRiLMaYaLiM
    Bir Daha Sevelim

    Hayatimizin Sonuna Kadar
    CüNKü
    Her Ayrilikta Seni Özlemek Var







    YaLNiZLiGiM YaNiMDa KiMSe OLMaDiGiNDaN DeGiL

    YaLNiZLiGiM YaNiMDa SeN OLMaDiGiNDaNDiR BiRTaNeM..!!

    __________________
    ∂υ∂αкℓαяıη'∂α α$кıη уαηкıѕı ναя ѕєν∂αη'α кαρıℓαη вιя кαℓвιм ναя.. вєηι ѕαηα вαğℓαуαη вüуüк üмιтℓєяιм ναя..уıкмα ∂υηуαмı ѕαηα νєяє¢єк ѕση вιя ¢αηıм ναя!!!

    Gel bir tanem

    hısset benı tenınde
    dayan yuregım sensızlıge
    haykırırım sana askına kana kana
    ısyanım sana yalnızlıga

    bu sarkının sozlerı cınlatıyordu kulaklarımı ıcıme ısledı.dayanamadım gene agladım.oyle ya bu ara cocuksulugum ustumde.senden sonra herseyden etkılenıyor en ufak seyde doluyor gozlerım.dayanamıyorum buna gel desen gene gelıcem bılıyorum.sebebsız gıdısının ardından tek duymak ıstedıgım kelıme bu.gel gel gel
    bılıyorum amansız bu sevda bende.dur durak bılmez bu yurek hala alısamadım senın olmadıgın hayata.halbukı bu ılk degılkı;daha oncede gıtmelerın oluyordu sebebsızce.ama hergıdısın yuregımıde pesınde goturdu.dayanamadın sende gel dedın.bense zaten hazırdım.hıc gıtmedımkı bu sevdadan.gıdemezdımkı...
    artık hayatın bı anlamı yok bılıyormusun derslere gırmıyorum yemek yemıyorumsadece ıcıyorum su acıyı bıraz dındırmek ıcın sadece ıcıyorum.olurda belkı bıraz olsun unuturum dıye ama onuda yapamıyorum.sarhoslugumda karsımda 3 tane senı goruyorum.her bırının adını ask koydum ben onunla konusuyorum.gerıye kalan hayalımdekı senle.

    sana haykırmaktan baska bı carem yokkı haydı bak duy artık feryadımı sende.gene gel herseyı bır kenara koyup gel korkusuzca gel aska gel bana gel senı sevene gel ruhununun aıt oldugu yere gel.gel yar gel gel...
    August 18

    SUSTUM ÇÜNKÜ KALBİM ACIYOR

     

    (¯¨¤»SUSTUM... ÇÜNKÜ KALBİM ACIYOR«¤¨¯)

     

     
     

     

    Sustum!
    Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
    yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
    kimse duymuyor...

     

     



     


    sustum!
    sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
    yaraları yalayan rüzgar
    sokaklarında kahrolduğum şehir
    gözlerim konuşuyor yalnız

     



     


    sustum!
    bin ah sürüp dudaklarıma
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    sustu benimle deniz,
    sustu deli dalgalar, sustu martılar...
    umutlarımı sarıp rüzgarlara
    uzaklara savuruyorum her gece
    yıldız yapıp serpiyorum gökyüzü


     

     



     


    Sustum!
    tuz basıp yaralarıma!
    sustum
    içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
    yaslanıp yalnızlığın duvarına
    gül döküp kalabalıklara
    kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
    kimse bilmiyor..
    kimse görmüyor

     

     



     


    sustum!
    sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
    acılar konuşuyor şimdi yalnız
    yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
    tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
    atıyorum uçurumlardan

    kimse hissetmiyor...

     

     




     


    saçlarını kokluyorum rüzgarların
    dudaklarından öpüyorum hayatı
    içimde incecik bir sevgi ürperiyor
    sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
    gelmiyor beklediğim bahar
    yaralar merhem tutmuyor
    gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
    mendil silmiyor
    yağmur dinmiyor
    sevdiğim bilmiyor...

     

     



     


    sustum!
    sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
    sustum
    yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
    kimse anlamıyor...

     

     



     


    sustum!
    ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
    kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
    yaralar merhem tutmuyor
    geceler avutmuyor
    ben sustum
    acılarım konuşuyor yalnız...

     

     



     


    ben sustum!
    susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
    pencereme vuran yağmur damlaları
    susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
    gelmiyor bahar
    kuşlar sevinmiyor
    yıldızlar küs
    ay üzgün
    güneş doğmuyor
    acılar dinmiyor
    içimde binlerce şiir kanıyor her gece
    kimse bilmiyor...

     

     



     

     


    sustum!
    sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
    sustu hayat
    sustu zaman
    acılar konuşuyor yalnız
    acılarım konuşuyor
    kimse duymuyor...
    duymuyor...
    duymuyor...
    duymu...
    duy... 

     

     
    August 15

    BERAT KANDİLİ...

    Cumartesi gününü Pazara bağlayan gece, mübarek razamazan ayının müjdecisi olan Berat Kandili’dir. Günah, borç ve cezadan kurtulmak gibi anlamlara gelen Berat, günahlardan arınmayı ve Yüce Allah’ın Rahmet ve mağfiretine ulaşmayı ifade etmektedir. Berat Kandili, Müslümanların, sınırsız af ve merhamet sahibi Yüce Allah’a sığınarak günahlardan arınma, ilahi lütuf ve bereketlere erişebilme fırsatını yakalayabilecekleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir. Bu tür gün ve geceler, dini ve toplumsal hayatımızda ilahi af, mağfiret ve rahmet temennilerinin zirveye ulaşması, birlik, beraberlikve kardeşlikduygularının da yoğunbiçimde yaşanması gereken anlardır. Bu geceler, kulluk şuur ve bilinciyle kendimizle hesaplaştığımız, hayatımıza Yüce Yaradan’ın rızası doğrultusunda yön vermeye karar verdiğimiz fırsat geceleridir.

    Yüce Rabbimiz, bu gecede kendisine huşu içinde yönelen kullarına rahmetini bol bol indirmekte, rızık ve şifa kapılarını sonuna kadar açarak, bizleri sınırsız ikramlarına davet etmektedir. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: ‘’Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzündede oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘Yok mu tövbe eden, tövbesini kabul edeyim! Yok mu rızık isteyen, rızık vereyim! Yok mu şifa isteyen, şifasını vereyim!..Yok mu başka isteği olan onada istediğini vereyim’’(1)

    Bu itibarla, Berat Gecesi’ni idrak eden herkes, Yüce Allah’ın; ‘’…Ey kendilerine kötülük edipaşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir’’(2) müjdesinin farkına varmalıdır. Bunu gereğiolarak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı, günah ve kusurlarından dolayı tövbe etmeli, bundan sonraki hayatını daha da güzelleştirme kararını vermelidir.

    Kutsal geceler; iman, ibadet ve düşünce bakımından kendimizi yenilememiz, geçmişimizi muhasebeetmemiz, gecelerimizi Allah’ın rızası doğrultusunda planlama ve ümitlerimizi tazelememiz için şüphesiz büyük bir fırsattır. Bu tür vesilelerle, günahlarla kirlenen gönül dünyamızı temizleme gayretinde olalım. Unutmayalım ki tövbe, kendini bulma ve bilmenin, gönlü arındırmanın en güzel yoludur. Zira Yüce Mevla, ameli her ne olursa olsun istisnasız herkesi tövbeye davet etmektedir.(3). Bu sebeptir ki Sevgili Peygamberimiz sürekli tövbe-istiğfarda bulunurdu. Bizlerde butür geceleri, ibadetin özü olan dualarla en güzel bir şekilde değerlendirmeli, günahlardan arınmak için Yüce Mevla’ya yalvarıp yakarmalı, tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız.

    Bu kandil vesilesiyle çevremize karşı olan ve sorumluluklarımızı hatırlayalım. Bu çerçevede ana-baba ve akrabalarımızı tebrik ederek, hayır dualarını alalım. Dargınlık ve kırgınlıklara son vererek, kırgın gönülleri tamir edelim. Fakir ve muhtaçlara imkânlarımız nispetinde yardım elimizi uzatarak, paylaşımı hayatımıza yansıtalım. Çağın getirdiği sıkıntılarla bulunan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyledaralan kalplere, bu gecenin bir şifa olması dileğiyle, Berat kandilini tebrik ediyor, insanlığın barış, huzur ve saadetine, bütün müminlerin de arınmasına, affına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

     

    BERAT KANDİLİ

    BERAT KANDİLİ

    ·        Beraet sözcüğünün kısaltılmış hali olan berat kelimesi, borçtan,hastalıktan,suç ve cezadan kurtulmak anlamına gelir. Dini bir terim olarak berat; günahlardan arınmak,temize çıkmak ilahi af ve mağfirete nail olmak demektir. Allah’a kul olmanın manevi zevkine ererek, hata ve kusurlarını itiraf eden,işledikleri günahların farkına vararak istiğfarda bulunan pek çok mü’minin ilahi rahmete kavuşup, günahlarından kurtulmayı ümit ettiği için bu geceye “kurtuluş gecesi” de denilmiştir.

    ·        Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesi, Allah’ın, tövbe etmek, günahlarına pişman olmak ve bir daha işlemeyeceğine söz vermek isteyenlere tahsis ettiği “özel bir tövbe gecesi”dir.   

    ·        “El_aslü beraeh” İslam hukukunda genel bir prensiptir. İspat edilmedikçe her- kes masumdur. İnancımıza göre her doğan günahsız olarak doğar.

    ·        Bu gecenin adı Kur’an’da geçmez, Peygamberimiz de bu gece için bu kelimeyi kullanmamıştır ama Peygamberimizin bu gecenin önemine işaret etmek için ifade buyurduğu hadis-i şeriflerden hareketle alimler bu gece için berat ismini uygun görmüştür. Bu gece ile ilgili hadis-Şerifler şöyledir:

                Şu beş gece vardır ki, onlarda yapılan dua kabul edilir: Recep ayının  ilk Cuma gecesi Şaban ayının 15. gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı geceleri ve Cuma geceleri.”

                “Allah Teala, -rahmetiyle- Şaban ayının on beşinci gecesi dünya semasına tecelli ederek Kelp kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi affeder.” (Tirmizi,Savm,39)

                “Şaban ayının ortasında gece ibadet ediniz, gündüz de oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasına tecelli eder ve tan yeri ağarıncaya kadar:  Yok mu benden af dileyen, onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen onu rızıklandırayım, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim. Yok mu şunu isteyen,  bunu isteyen” diye devam eder.. (İbn-iMace,İkame,191)

    ·         Hz Aişe anlatıyor:

                Peygamberimiz bir gece kalktı,namaz kıldı. Namazda secdeyi o kadar uzattı ki, secdede öldü sandım. Elimle ayağına dokununca kımıldadı. Sevindim ve yerime döndüm. Secdede şöyle dua ettiğini duydum:

                “Allah’ım! Azabından affına,gazabından rızana sığınıyor,senden yine sana sığınıyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı,senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana gereği gibi hamd etmekten acizim.” Başını secdeden kaldırıp namazı bitirince;

                -Ey Aişe, sana haksızlık edeceğimi mi sandın dedikten sonra bu gece hangi gecedir biliyor musun? diye sordu. Allah ve Resulü daha iyi bilir dedim. Şöyle buyurdu:

                Bu gece Şaban ayının 15. gecesidir. Yüce Allah bu gecede af dileyenleri bağışlar,merhamet isteyenlere rahmet eder, içini kin bürümüş olanları ise kendi hallerine bırakır. (Münziri, Et-Terğib, II/119)

    ·        Bazı alimler kıblenin Mescd-i Aksa’dan Kabe’ye çevrilmesi olayının hicretin ikinci yılında berat gecesinde meydana geldiğini söylerler.

                Yüce Allah, “Ey mü’minler, Hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”(Nur,31),

    Ey iman edenler, Allah’a içtenlikle tövbe ediniz. Belki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.” (Tahrim,8) buyuruyor.

    Allah kendini bize şöyle tanıtır: “O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.”( Şura,25)  

    ·         Peygamberimiz bile günde 70 kez tövbe edermiş.(Buhari,Deavat,3) Peygamberimiz, “Günahına tövbe eden hiç günah işlemiş gibidir.” buyuruyor. 

                Kimse benim günahım çok, tövbem kabul olmaz diye düşünmemelidir, ayrıca böyle düşünmek de günahtır. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez (Zümer,53)

                Tövbenin kabul olmasının şartları:

                1-İşlenmiş günah, tövbe anında terk edilmiş olmalıdır.

                2-Kesin bir pişmanlık olmalıdır,

                3-Bir daha işlenmeyeceğine dair Allah’a kesin söz verilmelidir.

                4-Günah kul hakkına giriyorsa, ilgili şahısla helalleşilmelidir.         

    Ebu Musa el,Eşari’den gelen bir rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

    “Muhakkak ki Allah, Şaban ayının 15. gecesi(kullarına rahmetle) nazar eder ve kendisine şirk koşan ile birbirine düşman olanlar hariç, herkesi affeder.”(İbn-i Mace,İkame,191)

                Bu gecede affedilmeyecek olanlar şunlardır:

                1-Allah’a şirk koşanlar,

                2-Ebeveyne asi olanlar,

                3-Komşu ve akraba ile ilişkiyi kesenler,

                4-Mü’minlere karşı kin ve düşmanlık besleyenler,

                5-İçki içmekte ısrar edenler.

                Bu gecede neler yapılabilir?

                1-Kaza namazı kılınabilir,

                2-Nafile ve tespih namazı kılınabilir,

                3-Namazı müteakip tövbe yapılarak Allah’a dua edilebilir,

                4-Kur’an ve diğer dini kitap okunabilir,dini sohbet yapılabilir,

                5-En önemlisi bu gecenin kandil gecesi olduğu bilinciyle evde her zamankinden farklı bir şekilde yemek yiyerek,hoş sohbetler yaparak, namaz vakti camiye giderek,camiden gelince aile fertlerinin kandilini tebrik ederek,çocukları sevindirerek bir bayram havası estirilebilir /estirilmelidir.

                Dua:

                Allah’ım! Senin şanın yüce,rahmetin bol,lütuf ve ihsanın sınırsız, af ve merhametin büyüktür. Bizler ise, her defasında nefsinin isteklerine mağlup olan ve emirlerini ifa etmede yetersiz kalan aciz ve günahkar kullarınız. Senden başka sığınacak kapımız ve merhamet dileyecek mercimiz yok. Sen Yüce Rabsın, biz ise aciz kullarınız. Bizi kapına çağırdın geldik, dua edin dedin dua ediyoruz, af dileyen yok mu diyorsun, işte şimdi af ve mağfiret diliyoruz. Bizi bu af gecesinde kapından boş çevirme ya Rabbi!

                Ya Rabbi! Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed senden ne istemişse biz de onları istiyoruz. Bizi onlara ulaştır ya Rabbi. Sevgili Peygamberimiz senden neyi uzak tutmanı istemişse bizi ondan korumanı istiyoruz. Bizi, umduklarımıza nail, korktuklarımızdan da emin  eyle ya Rabbi!

                Şu anda Dünyanın muhtelif yerlerinde çeşitli sıkıntılara maruz kalan mazlum ve mağdur kullarına merhamet eyle ya Rabbi!. İslam alemini karşı karşıya bulunduğu sıkıntı ve kaostan sahili selamete eriştir ya Rabbi.

                Şu anda cemaatimizin ve bu geceyi mübarek bilerek sana yönelen bütün kullarının her ne muradı var ise kendilerine lütfeyle Allah’ım. Her ne dertleri sıkıntıları varsa onları da hallü asan eyle Allah’ım.

                Derdi olanlara devalar, hasta olanlara şifalar, borcu olanlara edalar ihsan eyle Allah’ım.

                Çocuklarımızı ve nesillerimizi şeytan şerrinden ve şeytan tıynetli insanların şerrinden, şeytana ve nefislerine uyarak yolundan uzaklaşmaktan  muhafaza eyle ya Rabbi. Çocuklarımızın anne ve babasına sadık, dinine ve vatanına yararlı hayırlı evlatlar olarak  yetişmeleri için her türlü imkanı bizlere lütfeyle  ya Rabbi.

                Hastası olanlara acil şifalar, borcu olanlara edalar, derdi olanlara devalar nasip eyle ya Rabbi.

                Ülkemize yönelik hain planlardan, terör saldırılarından sen muhafaza eyle ya Rabbi. Güvenlik güçlerimizi her türlü hain saldırılara karşı koru ya Rabbi.

                Irak, Filistin ve Lübnandaki kardeşlerimizi de kimliği belirli belirsiz kimselerin saldırılarından muhafaza eyle ya Rabbi.

    Güzel dinimizin gerçekleştirmek istediği barış, huzur ve mutluluk dolu bir ortamın bütün dünyaya hakim kılınması için bizim gibi barış severlere gayret, zalimlere ise korku ve dehşet nasip ey ya Rabbi.

    Bu mübarek gece hürmetine, dualarımızı makbul, kusurlarımızı ise mağfur eyle ya Rabbi.                       

               

                                                                                      7 Eylül 2006 Divriği Ulu Cami

                                                                                                  Mukadder Ârif YÜKSEL

    August 12

    Konuşulan konu kimsenin sesi çıkmayacak :((

                      kimsenin sesi çıkmayacak :((

        

     
    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Her gün, başka bir düğün evinde yaşanan mutluluğu paramparça edip, üzerine ölüm saçacaksın. Çocuklar kurtulacaklar uzun yaşayarak görecekleri dertlerden; hepsini topluca bir mezara dolduracaksın. Artık, ne geçim sıkıntısı kalacak evlenecek gençlerin, ne de olup biteni anlatacak görgü tanığı; geride kimseyi sağ bırakmayacaksın.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Tam teçhizatlı askerlerin olacak; uzun menzilli silahlarla vuracaksın. Hızla giden bir araba, sokakta koşan genç bir adam, slogan atarak yürüyen topluluk, pratik çözümler bulup hepsini havaya uçuracaksın. Çakal sürüsü gibi birlikte gezecek, gece yarısı kapıları kırarak gireceksin içeri. Ani baskın yapacak; masum insanların ellerini arkadan bağlayıp, kafasına çuval geçirecek ve aşağılık cümlelerle konuşacaksın.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Çikolata rengi gibi bombalar koyacaksın toprağın üstüne. Çocuklar, kendilerine yakışır bir ölümle ölecekler; oyun oynarken! Kapkara gözlerinde kocaman bir tebessüm. Uçaklar büyük bir gürültüyle üslerine dönecekler. Akşam, puşt bir ifadeyle kameraların karşısına geçecek ve ölenler için kibarca özür dileyecek bay başkan...

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    İçerisinde köpekler dolaşan hapishanelerin olacak; fotoğrafta, gülümseyerek bakacak kadar eğitimli ve her emre itaat edecek kadar çok köpek. İçeriye alınanlardan bir daha haber çıkmayacak.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Kahkahalarla fırlattığın bir tek bombayla iki yüz elli bin kişiyi aynı anda öldüreceksin. On binlerce kadının ırzına geçip, yüz binlerce insanı sakat bırakacaksın. Dünyanın istediğin her yerinde ölüm mangaları kurup yüz binlerce kişiyi işkenceden geçirecek, bir o kadar kişiyi de gözünü kırpmadan öldüreceksin.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Yarım milyon çocuğu bir gün içinde katledip, bir o kadar çocuğu da yetim bırakacaksın!


    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Gözyaşı sel olmuş akarken, agıtlar yürekleri yakarken, hergün binlerce ocak sönerken G-8'in şerefsiz liderleri seni haklı bulacak!

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Kişi başına en az beş bomba düşecek saldırdığın yerlerde. Herkesin ayağını denk alması için vahşeti bütün televizyonlardan seyrettireceksin dünyanın geri kalanına.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Yüz yıldan daha az olmayacak sürgünler; bir nesil yolda doğup, yolda ölecek. Geniş mezarlar kazacaksın toplu öldürülenler için ama bir kurşuna iki can sığacak kadar küçük olmalı bedenleri. Üzerindeki üniforma gibi yakışmalı öldürmelerin. Adın Moskof mezalimine çıksın senin.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Gözleri bağlı olacak esirlerin, kafalarını darmadağın ederken katillerinin yüzünü görmeyecek hiçbir esir. Almanya'daki soykırıma karşı çıkacak, bin beterini Filistin'de yapacaksın.

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Duvarın köşesinde babasının kucağına sığınan on iki yaşındaki çocuğun tam göğsüne nişan alacaksın. Babasının kollarında can çekişirken çocuk, bütün dünyaya göstereceksin ne demekmiş insanca savaş! Buldozerlerle girmelisin evlerin kapılarından, mülteci kamplarına düzenlediğin operasyonla gelmeli ölüm. Taş atan çocuklar için top atan tanklar bulundurmalısın; ördüğün on beş metrelik duvarın arkasında görünmez nasıl olsa zulmün. İnsanlık, seni anlayışla karşılayacak!

    Kimsenin sesi çıkmayacak!

    Bir centilmen tarzı içerisinde ve bütün zamanların en kahpe şekliyle, daima arkadan vuracaksın. Sinsice! Kahpece!

    Öldürdün mü işte böyle öldüreceksin!

    İşlenecek bir karış toprağı, içecek bir yudum suyu olan her coğrafyanın senin olması için kongre kararları, meclis kararları çıkaracak, oturduğu toprağına içtiği suyuna göz koyduğun insanları zalimce, hunharca ama mutlaka YASAL olarak öldüreceksin!

    VE KİMSENİN SESİ ÇIKMAYACAK...

    KABİR AZABINA İNANMAYANLAR İÇİN BİR CEVAP NİTELİĞİ

    Selamün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Beraketuhu ve Magfiretuhu

    İNANMAYANLAR İÇİN Bu konuda naçizne bir şeyler söylemek istiyorum..
    İnsanlar çağlar boyu peygamberlerle bile karşılaşıp onların mucizelerini gördükleri zaman bile inanmamış bize sihir yapıyor demişlerdir.. İnsanlar hiç bir zaman kolayca inanmamıştır. Herşeye bir mazeret uydurmuşlardır.
    Filmin başında zaten söylüyor hiçbir maddi kazanç peşinde değiliz Sadece ALLAH rızasını gözetilerek hazırlanmıştır diye..
    Evet belki bu görüntüler yalan olabilir. Ama kabir azabı gerçektir kim bunu inkar edebilir..

    Peygamberimizin kızı Zeynep vefat eder. Onu sahabelerle birlikte peygamberimiz defin işlemini gerçekleştirir. Bir süre başında bekler. Bu sırada ağladığı görülür..
    Kabirden ayrıldıkları zaman sevgili peygamberimize sorarlar
    Ya Kainatın efendisi siz bize ölünün arkasından gözyaşı dökmeyin demedinizmi?
    Peygamberimiz;
    --Ben size ölünün arkasından bağırarak çağırarak yırtınarak ve isyan ederek gözyaşı dökmeyin dedim.. İnsan acısına engel olamaz. Yavaşça isyan etmeden ağlayabilir der.
    Sonra işin neticesi anlaşılır..
    Çünkü peygamberimiz Hz. Zeynebin gördüğü kabir azabını görüp o yüzden büyük bir acı duyup ağlamıştır..
    Peygamberimizin ağlamasıyla Hz. Zeynebin kabrinin toprağına peygamberimizin gözyaşı düşer. O gözyaşının hürmetine kabir azabı hafifletilir..


    Bakın arkadaşlar buraya dikkat çekmek isterim..
    Peygamberimizin kızıyken kabir azabına düçar kalıyor. O gözyaşının hürmetine azap kaldırılmıyor hafifletiliyor..

    Varın siz düşünün kendi halinizi. Peygamber kızıyken bu azabı
    gören biz neler göreceğiz.

    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir.

    Kabir azabının aslı, Dünya sevgisidir. Fakat şiddet derecesi ayrıdır. Azlığı, çokluğu Dünya sevgisine göre değişir. Azap, kalbin Dünyaya bağlanmasının sonucudur.

    Kafirlerin kabir azabı, kıyamete kadar devam eder. Yalnız cuma ve Ramazan günleri kalkar. İtaat erbabı için kabir azabı yoktur. Ancak kabrin şiddet ve azametini hisseder. Asilere gelince bunlar için kabir azabı vardır. Ancak kıyâmete kadar devam etmez. Cuma günleri kalkar. Hatta cuma gecesi ölen asi, bir saat kabir azabı görür.
    Resulullah (a.s) buyuruyor:

    Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.

    Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.
    Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.



    Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.
    Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" buyurmuşlardır.

    Hz. Osman;

    Ahiret aleminden gördüğüm manzaraların hiç biri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değil..


    buyurmuşlardır..

    Onlar kıyamete kadar sabah, akşam ateşe atılırlar. Kıyamet günü geldiğinde ise, "Firavun ve kavmini azabın en şiddetlisine atın" denir” (Mü'min Sûresi. 46. âyet)

    Sen o zalimleri can çekişirken bir görsen! Melekler ellerini uzatıp: “Haydi çıkarın canınızı bedenlerinizden!” derler. “Bugün Allah adına haksız yere söyledikleriniz ve O'nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için hor ve hakir edici azapla cezalandırılacağınız gündür” (En'am Sûresi 93.âyet)


    “Biz onları (dünyada ve kabirde) iki kere azaba uğratacağız. Sonra da onlar, pek büyük bir azaba atılacaklardır” (Tövbe Sûresi 101.âyet)

    - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nın anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına geldi. Kabir azabından bahsederek: “Seni kabir azabından Allah korusun!” dedi. Aişe de Rasülüllah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: “Evet, kabir azabı doğru. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar duyarlar” buyurdu. Hz. Aişe buyurur ki:“Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kılıp da, namazdan sonra kabir azabından Allahü Teâlâ'ya sığınmadığını hiç görmedim”. [Buhârî, Cenaiz 89, Müslim, Mesacid 123, (584); Nesâî, Cenaiz 115, (4, 104, 105).

    Aslında bu konuda yazacak çok fazla ayet ve hadisler var.
    Bunlar kabir azabının en büyük delilidir..

    Buna rağmen o filimde görülen görüntüler yalan bile olsa bence gerçek olan daha dehşetli ve daha ürkütücü gerçeklerde var..
    Bunu göz ardı etmek kainata gözlerini kapamaya benzer. Kabul etmesek bile ogün bizi mutlaka bulacaktır. Kaçmak veya kabul etmemek bir şey değiştirmiyor..

    UMARIM İNANMAYANLARA CEVAP NİTELİĞİNDEDİR...

    YA İSLAMDA ERİRSİN
    YA İNKARDA ÇÜRÜRSÜN
    YOL MEZARDA BİTMİYOR
    GİRDİĞİNDE GÖRÜRSÜN

    Rabbim kabir azabından kıyametin şiddetinden bilinen bilinmeyen tüm kötülüklerden sana sığınırım.. Amin

    Selam ve Dua ile..

    KABİR AZABI ----LÜTFEN SEYREDİN----

    Selamün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Beraketuhu ve Magfiretuhu…

    Namaz kılmayan bir gencin gördüğü kabir azabını anlatan bir video..
    Yaşarken çok güzel olduğu söylenen ama öldükten kısa bir süre sonra otopsi için çıkardıklarıda yüzü tanınmayacak hale gelen bir genç.videoda açık seçik anlatıyor.  Çok etkilendim.. İzleyenlerin kesinlikle bu konuda duyarsız kalmayacağına eminim.
    İsterimki bu videoyu bakanlar tüm yakınlarına seyrettirsinler..
    Gafil olmasılar..
    Çünkü ÖLÜM bize bir nefes kadar yakın. O dehşet gecesi hangimiz nasıl kurtulacağız. Rabbim yardım eylesin Yüz akıyla çıkmak nasip etsin..

    ALLAH RIZASI İÇİN İZLEYİN İZLETTİRİN..

    50.Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.

    51.Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir.
    (Enfal Suresi 50-51)



    Selam ve Dua ile..
     
    YORUMLARINIZI BEKLİYORUM TESEKKÜR EDERİM

    ALLAH dostlarından sözler

    Allah için haline sabreden fakir ,Allah a şükreden zenginden daha değerlidir.Haline şükür edebilen fakir ise şükür eden zengin ve sabır eden fakirden daha üstündür

     Allah için haline sabreden fakir ,Allah a şükreden zenginden daha değerlidir.Haline şükür edebilen fakir ise şükür eden zengin ve
    sabır eden fakirden daha üstündür. (Abdulkadir Geylani Hazretleri)

    O nu (allahı) andıkça, seviyorsun demektir.O seni anıyorsa sevilenlerdensin !(Abdulkadir Geylani Hazretleri)

    Gururlu olmayınız, Nefsinizle mücadele riyazet ediniz Peygamberimiz(s.a.v) hep riyazet çekmiş, zenginlik istememiş,
    arpa ekmeğini bile doyuncaya kadar yemememiştir.(Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri)

    Az konuşmalıdır.Altı yerde dünya kelamı ile meşgul olanın otuz yıllık kabul olunmuş ibadeti red olunur.
    Mescidde ,ilim meclisinde, ölü yanında, kabristanda, ezan okunurken, Kuran-ı Kerim okunurken.(Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri)

    Ben tenden kurtulurum ,o hayalden kurtulur,varayım kavuşmanın sonu böyle bulunur.(Hz Mevlana C. Rumi nin vefatından önceki sözleri)

    Edeb; hududa riayet etmektir. En büyük edeb ilahi hududu muhafazadır.(Abdulhakim Arvasi)

    Küfr ve cezanın zamanla alakası yokktur. Tek anlık küfrün cezası ebedidir.(Abdulhakim Arvasi)

    Kuran şifadır. Fakat şifa, suyun geldiği boruya tabidir. Pis borudan şifa gelmez.(Abdulhakim Arvasi)

    Allahdan birşey istiyen, ona sıfat ve isimleri ile dua eder. Fakat zatını murad eden ,ona ancak zatı ismi olan ^^ALLAH^^ ile yönelir.
    (BAYEZİD-İ BİSTAMİ HAZRETLERİ)

    Küçük günahlara ehemmiyet vermeyen, kısa zamanda büyük belalara düşer.(AHMET ASIM ANTAKİ)

    Bi hata işlediğinizde , Allahtan mağfiret (bağışlanma) isteyiniz, çünkü Hatalar,insanlar yaratılmadan önce yaratılmıştır.
    Bütün helak hatada ısrardadır.(CAFER-İ SADIK)

    Namaz her takva sahibi için yakınlıktır. Hac her güçsüzün cihadıdır.Bedenin zekatı oruçtur.Amel etmeden karşılık bekleyen
    yaysız ok atana benzer.(CAFER-İ SADIK)

    Takvadan üstün azık yoktur. Susmaktan güzel şey yoktur.Bilgisizlikten zararlı düşmen yoktur.Yalandan büyük hastalık yoktur.(CAFER-İ SADIK)

    Bir kimsenin rızkı daralırsa, istiğfara devam etsin !(CAFER-İ SADIK)

    Bir kimse sevdiği bir malının elinde kalmasını isterse baktıkça ^^maşaallah La illa billah Allahın dilediği olur.Kuvvet onundur^^desin (CAFER-İ SADIK)

    Başkaları okuduklarını, Arifler ise bulduklarını söyler. Tevhid eşyaya yok gözü ile bakmaktır.(EBU ALİ DAKKAK)

    En büyük nimet nefs den kurtulmaktır.Çünkü kul ile Allah arasında en büyük perde nefisdir. O halde esas iş nefsi köreltmektir.
    Hayat nefsin ölmesinde, kalbin dirilişi nefsi öldürmededir.(EBU BEKR SEYDELANİ)

    Ömrünü faidesiz boş şeyler ile geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise hasat zamanında pişman olur.(Ebu BEKR SIDDIK)

    Ne söyleyeceğine, ne zaman söyleyeceğine dikkat et !((Ebu BEKR SIDDIK)

    Bismillahirrahmanirrahim

     

    Bismillahirrahmanirrahim

    Aleyhisselam
    Manası: Allahın selamı, onun üzerine olsun.

    Aleyhissalatu vesselam
    Manası: Allahın salatu selamı onun üzerine olsun.

    Sallallahu aleyhi ve sellem
    Manası: Allahu Teala, Ona salatu selam etsin.

    Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed
    Manası: Allahım! (peygamberimiz) Hz.Muhammed’e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.

    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim
    Manası: Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed’e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.)

    Besmelenin fazileti
    Euzü ve Besmele’nin manası nedir?
    Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

    Besmelenin fazileti nedir?

    İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile, Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmeledir. Peygamber efendimiz, (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurdu.

    Euzü okumak, (Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm); besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir.

    Hadis-i şerifte, (Kur’an-ı kerime saygı göstermek, Euzü okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) buyuruldu. Sure okurken, Euzü Besmele okunur. Âyet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken Euzü okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir.

    Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, (Kur’an-ı kerim okuyacağın zaman E’uzü… söyle) buyuruyor. (Nahl 9 8)

    Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.

    İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.) [Beyheki]

    (Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider.) [Tibyan]

    (Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) [Tergibussalat]

    (Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.) [Deylemi]

    (Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.) [İ. Rafii]

    (Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.) [Taberani]

    (Besmele ile yenen yemek bereketli olur.) [İbni Mace]

    (Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) [Deylemi]

    (Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.) [Tergibussalat]

    (Soyunurken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.) [İ. Ebiddünya]

    (Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.)

    [T. Salat]

    (Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır.) [Tergibussalat]

    (Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.) [İbni Sünni]

    (Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!) [Taberani]

    (Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!) [İbni Sünni]

    (Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!) [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]

    İşlere başlarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?

    Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) de denir. (Bismillah) demek de caizdir.

    Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir!

    İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan “Elhamdülillah” derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. (T.Gafilin)

     

    Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz: İhtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalık gelmeden sıhhatin, fakirlik gelmeden zenginliğin, dünyada ahireti kazanmanın, ölüm gelmeden hayatın. Hadîs-i şerîf
    Yapacağın her işi, önce düşün! Allahü teâlânın râzı olduğu, izin verdiği bir iş ise, onu yap! Böyle değilse, o işten kaç! Hadîs-i şerîf

    Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları affolur ve her adımı için sevap verilir. Hadîs-i şerîf

    Çocuklarına Kur’ân-ı kerîm öğretenlere veya Kur’ân hocasına gönderenlere, öğretilen Kur’ânın her harfi için, 10 defa Kâ’be-i muazzama ziyareti sevabı verilir. Hadîs-i şerîf

    Yâ rabbi! Sen benim rabbimsin, ben ise senin kulunum. Sen herseyi Yaraticisin, ben ise yaratilanim. Sen rizik verensin, ben ise rizik alanim. Sen mülkün sahibisin, ben ise kölenim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise âciz ve zelîlim. sen zenginsin, ben ise sana muhtacim. Sen ezelî dirisin, ben ise ölüme mahkûmum, sen bakisin, ben ise fânîyim. sen kerem sahibisin, ben ise kötülenmeye lâyigim. Sen iyilik yapansin, ben ise kötülük isleyenim. Sen affedicisin, ben ise günahkârim. Sen büyüksün, ben ise hakirim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise zaîfim. sen verensin, ben ise isteyenim. Sen emniyet verensin, ben ise korkanim, Sen cömertsin, ben ise dua edenim.
    Ey merhametlilerin en merhametlisi! Rahmetinle benim günahlarimi affet. Suçlarimi bagisla.Amin

    İbretlik Bir Olay Gerçek Yaşanmış Bir Olay Mutlaka Okuyun

    BU olayı duyduğumda bende inanmamışdım ama izmirde bir minibüs hattında çalışan bir adamdan dinliyoruz…
    gece saat 23:45 eve doğru gidiyorum çok hafif yağmur yağıyor minübüsü yıkatmama gerek yok içini süpürür ufak bir temizlik yaparım yol kenarında duran bir kızı gördüm kız diz çökmüş oturuyodu kaldırımda 50 metre akdar geçtim ve geri geri gemeye başladım.
    otomatik kapıyı açtım ve kıza bu saatte ne arıyosun kızım dedim çok üşüyorum amca gel içeriye evine bırakayım zahmet olmasın ne zahmeti gel nerede oturuyosun yeşilyurtta tamam gel yolumun üzeri hem kız en arka dötlü koltuğa oturdu ben aynadan ona bakıyorum.
    Bu saatte ne işin var yalnız başında sokakda arkadaşımda kalmışdım çok üşüdüm, al şunu üzerine montumu verdim giymesi için yolu tarif etti bana ama çok gül yüzlü bir kızdı çok sevmişdim.
    neresi kızım eviniz şu ev amca peki ben çok geç kaldım eve daha araba temizlenecek sen çık odanın ışığını 2 kez yak söndür ben anlarım eve girdiğini olurmu peki amca çok teşekkürler birşey değil.
    Eve girdiğimde hanım yemeği hazırlamış beni bekliyo soğumuşdu yemek senin montun nerede ALLAH kızda gitti ne kızı ?? hanım böyle böyle oldu.
    ertesi gün aynı eve montu almak için gece zillerini çaldım ve bir teyze çıkdı iyi geceler hanım teyzecim buyrun!
    Dün sizin küçük kızınızı eve getirmişdimde onda montum kalmış onu alabilirmiyim.
    Ne kızı oğlum? nasıl ne kızı dün getirdiğim kız.
    İyide benim kızım yokki ama ışıkları yakıp söndürdü ne ışığı!
    ya teyze işte şu resimdeki kız.
    NEEEEEEEE DİYOSUN sen oğlum o kız 4 sene önce öldü trafik kazasında!!!!!!!!
    AĞZIMI açamadım susmuş sadece bakıyordum.
    ve montunun o kızın mezarı üzerinde örtülü olması onu gerçekden düşündürecekti………

    BİR NAMAZ ÖYKÜSÜ

    İBRETLİK OLAYLAR..
    BİR NAMAZ ÖYKÜSÜ

    İşte bir namaz öyküsü… İbret alabilen herkes için… İbretimiz belki bir gün beratımız olur. ORTA YAŞLI ADAMIN iyi bir işi, iyi bir eşi mutlu bir hayatı vardır. Az kimsenin yaptığı ticaretle meşguliyetinden çok para kazanmakta, rahat günler geçirmektedir. Ev, araba, tatiller, seyahatler, uçuşanlar sevinçler… Gülen gündüzler. Derken dönen dünya ile beraber ibre değişmeye başlar… Ticarette rakipleri çoğalır, hanımı rahatsızlanır, çocuklar artan problemleriyle büyür. Mengene sıkmaya başlar, kolay olanlar zor işlere dönüşür. Daraldıkça daralmaya başlar günler. Yaşadıkları sanki günün gündüzüdür, geceye geçişi yaşayacaktır artık. Kazancı iyice azalır, oğlunun olumsuz harcamalarından evini satmak zorunda kalır. Alacaklar kapıya dayanır, hanımı vefat eder. Karanlık karanlık üstüne çökmekte, gece siyah bir gelin gibi onu sarmaktadır. Gündüz genişliğinde aklına gelmeyen gece darlığında gelir; dua etmek… Yapacağı başka bir şey kalmamıştır da… Dua etmesine eder, ama kendi aklınca kabul olmaz. Gizliden serzenişte bulunur. Bir gün oturduğu binanın altında esnaf komşusuna uğrar. Serzenişlerini dindar komşuya söyler: “Allah dualarımı kabul etmiyor!” O da durumu bildiği için biraz celalli konuşur: “Allah senin dualarına niye kabul etsin, Allah’ın emri namazı kılmıyorsun ki.” Adeta duvara vurmuş da ayılmış gibidir. Doğrudur, niye namazı kılmıyordur ki… Aslında dualarına cevap gelmiştir; komşunun söylemesiyle kader yol ve yön göstermiştir ona: namaz kılmak. Ya bu yolda yürüyecek kurtulacak veya iyice kaybolacaktır karanlıkta… Var olmayı tercih eder, o gün başlar namaza… Namazla birlikte kader ağlarını çözmeye başlar, beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılmaya, belirginleşmeye başlar. İşler yavaş yavaş iyiye dönmeye doğru gider. Öyle olur ki, bir müddet sonra sattığı evi bir şekilde geri alır. Hanımı geri gelmez ama, yaşam umutları iyice yeşerir dünyasında. Sevinç rüzgârları eskisi gibi esmez, fakat huzur bulutları gölgelendirerek gezer üzerinde… Seksene yaklaşan yaşıyla mahalle camimizin müdavimlerindendir şimdilerde… Karşı apartman komşumuzla namaz yollarında giderken ve dönerken hayata dair kısa konuşmalar yaparız. Sakin, ağırbaşlı haline pek yakışır ağaran saçları… Dünyasını kurtaran namaz inşaallah ahiretini de kurtarır… Demek ki dünya ve ahiret işleri kulluk miracı namazla düzeliyor. Kul olmanın ağırlığı ile secdeye giden başlar hafiflemiş kalple kalkıyor. Zorluğun ve kolaylığın Rabbi ona çıkış yollarını açıyor, ummadığı yerden rızıklandırıyor. Güç işler geç işlere dönüşüyor. Gücünün bittiği yerde yeni ümit çiçekleri birden bitiveriyor. Sebepler susuyor, Müsebbibü’l-esbab konuşuyor çünkü. O “Ol” deyiverdikten sonra olmayacak birşey var mı? İşlerimizde yamukluk varsa kulluğumuzu doğrultmalıyız. Nefis yamulmadıkça doğru yol bulunamaz. Gündüzde gece ellerimizle dua etmesini biliyorsak gece olmuş, gündüz olmuş fark etmez. Gündüzden sonra gecenin geleceğini iyi bellemezsek musibetler belimizi büktüğünde anlamamız geç olur. Geç işler güç işlere dönüşür. Geç kalmadan, gecenin karabasanı basmadan, gündüzün basmakalıp işleri ve zevklerinden ayrılabilmeliyiz… Ayrılmazsak gündüzden, şehirden, şehirlerden zaten ayrılacağız. İyisi mi talimini bitirmiş asker edasıyla terhis olalım dünya gecesinden, gamı kederi geride bırakarak doğalım sonsuzluk sabahında. Dünyada “En” işimiz namazı en iyi yaparsak gece-gündüz, gündüz-gece döner durur ubudiyet yapraklarını dökerek. Dökülenler sonsuzluk havuzunda toplanır biz sonlular için… İşte bir namaz öyküsü… İbret alabilen herkes için… İbretimiz belki bir gün beratımız olur. Selametle.. 

    :'(

    İsrail terör saldırılarını arttırarak devam ettiriyor. İşgalci ordunun başarısızlıkla Beyt Hanun’dan çekilmesinin

    ardından Gazze’ye yönelik saldırılar artarak devam ediyor,

    bugün sabah saatlerinde terör rejimi saldırıları sonucu çoğu çocuk ve kadın 20 Filistinli şehid edilirken, 40 Filistinli ise yaralandı.

     

     

    İslami Cihad Hareketi, sabah saat 05:00 sularında başlayan saldırıda şehid olanların  11′inin aynı aileye mensup Filistinliler

    olduğunu belirterek “bu siyonist vahşetin yeni bir katliamıdır. Allah’ın izniyle İntikamı alınacaktır” dedi.

    Diğer yandan işgalci ordunun Beyt Hanun’a saldırıları devam ederken, İsrail’in yeni katliamlara imza atması içten bile değil…

    Yıkılan evlerin enkazlarından ölü ve yaralıların çıkartılmaya devam edildiği bildirilirken, bomba sesleriyle karışan Gazze Camiilerinden okunan Kur’an

    ayetleriyle Filistinliler sebatta devam ediyor.

    Kudüs yolu